Çok Okunanlar
FOTO GALERİ
Günün Manşetleri
İlker Başbuğ'un zorluğu
13 Mart 2010 Cumartesi 00:41
İçinden geçtiğimiz dönemde, Türkiye'de bir Genelkurmay Başkanı'nın yaşadığı zorluğu dikkate almak gerekiyor.

Ahmet TAŞGETİREN yazdı...

-Bu, askeri müdahaleyi tabii misyon gibi gören bir silahlı kuvvetleri, bu misyondan uzaklaştırıp, savunma gücü haline getirme işidir, ki kolay olmadığı açıktır.

Önce bunu bizzat kendi duygu-düşünce dünyanızda gerçekleştireceksiniz. Öyle yetişmişsiniz ama o hal, tabii, normal, demokratik, hukuki değil ve en önemlisi, dünya gerçekleri artık öyle değil.

Önce siz değişeceksiniz.

Sonra, sorumluluğunuz altındaki kadrolar değişecek.

Onların değişmesi de kolay değil. Onlar da öyle yetiştirilmişler. Sadece kendileri değil, sivil odaklar da, onlara öyle bir misyon yükleyip, zaman zaman "Ne duruyorsunuz, gelsenize..." gibi çağrılar yöneltmiş.

Bir şey daha:

Tüm askeri kadroların, böyle bir misyonu bulunduğuna dair, kağıt üzerinde düzenlemeler yapılmış.

Bir şey daha:

Sivil kadroların, ülke sevgisi ve sorumluluk duygusu üzerinde kuşkulara yöneltilmişsiniz.

Ve bir şey daha:

Uluslararası odaklar, zaman zaman "arkanızdayız" gibi mesajlar yollamışlar.

Bütün bunların sonucu olarak, "askeri vesayet", hep Türkiye'nin sıcak iklimi olmuş.

TSK bünyesinde, bir damar hep "Biz çağrılabiliriz, hazır olmalıyız" tarzında atmış.

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan...

"Memleket tehlikede, biz hazırız, geliyoruz, birileri alan açsın!"

Alan açılarak gelinmiş bu günlere...

Ama şimdi, tarihin döndüğü bir süreci yaşıyoruz.

Askerin siyasi hareketliliğin suç sayıldığı bir dönemin içine girdi Türkiye.

Askerin komuta kademesi de, tarihin döndüğünü gördü.

Belli ki, yaptığı "kuvvet değerlendirmesi"nde "vesayet"i sürdürmek için yeterli güç göremiyor. Belki buna, bütün varlığını koymak gibi bir iradeyi de kuşanamıyor.

O zaman izzetini koruyarak geri çekilmek gerekiyor.

İşte orada, eli kirlenmiş olanların yargıya teslimi gibi bir kritik durum ortaya çıkıyor.

Bunu yapmak da kolay değil. Çünkü bunu yaparken, hem bir misyonu terk etmiş gibi algılanmak hem de arkadaşlarına vefa göstermiyor gibi algılanma riski var.

"Ordu yenildi-Meğer TSK kağıttan kaplanmış" gibi iç-dış medyaya yansıyan yorumları, askeri cenahtan gelen "silah arkadaşlarını kurban veriyorlar" tarzındaki "yaralı aslan" çığlıklarını göğüslemek kolay değil.

Bunlar gene de bireysel serzenişler ve bunları göğüslemek daha mümkün olabilir.

Ama bunun yanında bir de sürecin, "İç-dış odakların işbirliği ile Türkiye'yi zayıflatmak için TSK'nın bilinçli olarak zayıflatıldığı" tarzında yorumlanma boyutu var ki bu Başbuğ'u, çok daha çetin bir hesaplaşma duygusuna yöneltebilir.

Bir başka zorluk, CHP lideri Baykal'ın kaşıdığı, "Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la al-ver hesabı" suçlaması ile oluşuyor. Yani Başbuğ, o buluşmada bir şeyleri almak için bir şeyleri kurban vermek ithamına maruz kalıyor.

İşte bütün bunları göğüsleyerek, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni sahil-i selamete çekmek...

Bir Genelkurmay Başkanı'nın bugünkü sancısı bu kadar derindir.

Beklentileri karşılamadığı için, Hilmi Özkök'ün görevdeyken bile ama görevden ayrıldıktan sonra çok daha biçici mahiyette, eleştirilere hedef olduğu gözler önünde...

Başbuğ'un da, her sözü veya her suskunluğu, bir anlama bürünüyor.

***

Kurtlar Vadisi Pusu'da Polat Alemdar, "Kamu Güvenliği Teşkilatı"ndaki işi bırakıp, tatile çıktı ve balık tutmaya başladı. Çevresindekiler "Olur mu böyle" diye isyanda... Polat Alemdar balık tutacak adam mı? "Peki Kamu Güvenliği Teşkilatı yasal mı" sorusunu sormak, senaryoda yok.  

***

Onun gibi, dünyaları "askeri vesayet misyonu"na göre şekillenenlerin, normal misyona adapte olmaları kolay olmuyor.

Başbuğ, kendi yüreğini de yeni duruma adapte edecek, yönetim sorumluluğu taşıdığı camiayı da...

Burada şöyle bir çerçeve üzerinde mutabık kalınırsa belki her şey daha az sancıya yol açacaktır:

-Sivil iradenin belirleyiciliği kaçınılmaz. Askeri vesayet dönemi her halükarda kapanacaktır.

-Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü olması Türkiye'nin gücüdür.

-Askeri vesayet dışlanırken, TSK'nın yıpranması gibi bilinçli bilinçsiz bir iklim oluşturulmamalıdır. Buna askeri cenah direnme görüntüsü vererek, sivil cenah yıpranma karşısında duyarsız kalarak yol açmamaya itina etmelidir.

-Sivil iradenin belirleyiciliğinin yerleşik hale gelmesinde, askerin burnunu sürtme gibi bir yol asla benimsenmemeli, özellikle siyasi kadrolar böyle bir görüntüye asla eklemlenmemelidir.

bugün

Süleyman K.Sucu
Bilal Tanrıverdi
RÖPORTAJ
Video Haber
Anket
Referandumda Anayasa değişikliklerini destekleyecek misiniz?
EVET
HAYIR
BOYKOT
KARASIZIM
Rating
PROGRAM ADI RT SH
Tiraj
GAZETE BU HAFTA
0
0
0
0
0
0
0
0
0